22 Mart 2012 Perşembe

Satın Almıyorum


Cinsiyetçi reklam derken kastedilen, reklamın basmakalıp bir kadın imajı çizmesi, kadını erkek hegemonyasına göre yerleştirmesi veya kadınların fiziksel görüntülerinin gerçeküstü gözükmesidir. Basmakalıp imajlar genelde kadınların çocuğa bakan, yemek-temizlik gibi ev işleri yapan veya seks objesi görünmünde ortaya konmaya konmasıdır. Özellikle güzellikle ilgili reklamlarda photoshop gibi programlarla bir yığın oynama sonucu kusursuz bir kadın imajı yaratılmıştır. Bu imajların tehlikesi, hergün bilinçaltımıza giren yüzlercesi yüzünden özellikle genç kızların özgüven eksikliği yaşaması ve anoreksiya gibi hastalıklara yakalanmasıdır. Tabi genç kızların yaşamdaki rolleri ile ilgili olarak etkilenmeleri de kaçınılmaz bir sonuç olarak görülüyor. Çünkü reklamların büyük kısmında kadınları, erkeğe hizmet eder görünümdedir. Özellikle cinsel obje olarak resmedilmekte ve arzu nesnesi haline getirilmektedir.

Miss Represantation, #NotBuyingIt (Satın Almıyorum) isimli bir kampanya başlatarak, bu tür reklamlara dikkat çekmeyi ve onları protesto etmeyi amaçladı. Üstelik sadece reklam değil, başta kıyafet olmak üzere satılan ürünlerin üzerine de cinsiyetçi ifadeler çokça rastlanıyor. Örneğin bir tişörtte “Ödevimi yapmak için fazla güzelim, bu nedenle ödevimi kardeşim yaptı” gibi bir ifade var ki bu içlerinde en masum olanı. Cinsel göndermeler daha fazla yer alıyor. #NotBuyinIt, bir twitter kampanyası ve  cinsiyetçi içeriğe sahip ürünleri veya reklamları gören herkes bu hashtag'i kullanarak NotBuyingIt sayfasına, bu markayı satın almayacağına dair mesajlar gönderiyor. Kampanya yurtdışında yapıldığı için daha çok oradaki reklamları görebiliyoruz ancak araştırsak, Türkiye'de de bulmak hiç zor olmaz. Bu konunun milliyeti yok, küresel bir sorun, bu nedenle siz de cinsiyetçi bulduğunuz markaları tweet edebilirsiniz. Facebook'ta gönderilen örneklerin bazılarına ulaştım. Bir kısmı gerçekten pornografik içeriğe sahip bu reklamların bazılarını koyuyorum.





















Bebe, bir kadın giyim markasıdır ve tuhaf olan hedef kitlesinin kadınlar olduğu düşünülen bir markanın niye böyle bir mesaj seçmiş olduğudur. Zannetmiyorum ki herhangi bir kadın seksi bir kıyafetle bir kafeste erkeğini beklemek istesin! Kadınlara hitap eden reklamlarda bile, erkeğe yönelik mesajlar konduğunu görüyoruz. Burger King reklamı içi yorum yapmıyorum, söylenecek söz yok, cinsiyetçilik kabak gibi ortada zaten. Burger King satın almamak demek ki sadece sağlığımız için değil zihnimiz için de daha yararlıymış. Tabi Türkiye'de bu tür bir reklam kullanamıyorlar, daha geleneksel bir pazara hitap ettikleri için. 





Soldaki Ralph Lauren reklamında, sizce de bir gariplik yok mu? Kadının kafası vücuduna göre oldukça büyük gözüküyor, vücudu oldukça orantısız. Bilgisayarla yapılmış olsun olmasın, buradaki zayıflık imajı, birçok kadına sakıncalı mesajlar iletmektedir. Sağlıksız bir zayıflığı, havalı göstermektedir. 











Twitter'daki #NotBuyingIt çok sayıda mesaj aldı. Çeşitli örnekler bir araya geldi. Örneğin Reebok, "Kız arkadaşını Aldat" isimli bir kampanya yapmış. Change.org'da Victoria's Secret'a karşı bir imza kampanyası başlatılmış, markanın kızların eğitiminin önemsiz olduğu mesajını yaydığı gerekçesiyle. Bu gerekçenin sebebi "Daha az çalış, daha çok parti yap" tarzında mesajlar içeren ürünler satması. 

Örnek bol ancak önemli olan artık kadınların eleştirel bakış açısını taşımalıdır. Ve gördükleri reklamları, ürünleri cinsiyetçi olma süzgecinden geçirerek incelemeleri gerekir. Gerçekten bu ürünleri satın almayı bırakırsak, ve bunu dile getirirsek, talep düşer ve mecburen farklı mesajlar koymak zorunda kalırlar. Bunu dile getirmek zorundayız çünkü biz anlasak bile çok sayıda çocuk ve genç bu mesajlara maruz kalmaktadır.

Kaynak: http://www.missrepresentation.org/advertising/using-our-consumer-power/

8 Mart 2012 Perşembe

Medya Tüketimi ve Kadınlarda Yarattığı Değişim



Doğduktan itibaren farklı mecralarda çok çeşitli medya içeriklerine maruz kalıyoruz. Özellikle kadınlar, tükettikleri medya içeriği ile kendileriyle ilgili çok sayıda inanç, yargı, kalıp oluşturuyor. Bunların birçoğu, büyürken kadınların kendileriyle barışık olmalarını engelleyip, özgüvenlerinin zedelenmesine sebep oluyor. Miss Representation'ın hazırladığı bu video çalışması, medya tüketiminin yarattığı etkileri anlatmak için hazırlanmış ve kadınlara bu etkileri farkedip, eleştirmelerini, çevreleri için rol model olmalarını ve liderlik yapmaktan çekinmemelerini anlatmak için hazırlandı.

27 Şubat 2012 Pazartesi

Sosyallik Baskısı


2 gün önce Hürriyet’te Zeynep Bilgehan’ın "Zorla Sosyallik Olmaz" isimli yazısına denk geldim. Bilgehan, Susain Cain isimli bir Amerikalı yazarın “Sessizlik: Hiç Durmadan Konuşulan Dünyada İçedönük Kişilerin Gücü” isminde bir kitabını anlatıyordu. Kitabın ve yazının özeti, “içedönük olmak bir hastalık veya sorun değil, bir varoluş biçimidir. İçedönükler bu şekilde yaşamaktan mutludur ve bu şekilde daha yaratıcıdırlar.”

Uzun süredir takık olduğum bu içdönüklük/dışadönüklük mevzusunu, “madem blog açmışız, arada bir topluma sitemlerimizi de aktaralım” duygusuyla yazmaya karar verdim. Uzun süredir insanların yaklaşımını takip etmekteyim. İnsanların artık yetişkin olduğu farzedilen 20’li yaşlar süresince de, tercihlerime tuhaf(bazen çocukça) tepkiler geldiğini gördüm. Artık sosyalliği neyin belirlediğinden de emin değilim ama tahminimce şöyle inançlar söz konusu:
Dışadönük= Sosyal olan, çok arkadaşı olan, gece hayatı seven, dışarıda vakit geçiren, çok konuşan, aktiviteden aktiviteye koşan, tanımadık insanlar da olsa hemen kaynaşan ve en çelişkilisi sosyal ağlarda çok arkadaşı olup, çok aktif olan.

Bu sonuncuyu özellikle belirttim çünkü sosyal medya, kavramların oldukça karışmasına sebep oluyor. Sosyal medya ile ilgili iş ilanlarına baktığımızda “bir sosyal kelebek” arandığını görüyoruz. İçinde özellikle “üniversite arkadaşları çok olsun ve hala onlarla görüşsün” tarzı ifadelere bile rastladım. Ancak bunun yanı sıra sosyal ağların hepsinde, sadece hesabı olan değil, bol arkadaşı olan aktif kişiler aranıyor. Ve insan düşünmeden edemiyor, 5-6 sosyal ağda sürekli aktif olursam, dışarıdaki yaşamda nasıl sosyal olabilirim? Yaşamı nasıl takip eder, arkadaşlarımla ne kadar yüzyüze diyalog kurabilirim? Arkadaşlarımla sohbet ederken, telefonumdan sürekli takip halinde mi olacağım?

Dolayısıyla sosyal ağlarda çok vakit geçiren biri dışadönük mü değil mi henüz belirsiz bence.
Özellikle son yıllarda içedönüklük olarak tanımlanan davranışları insanların(hatta psikologların) sorun olarak gördüğünü ortadadır. Birçok rahatsızlığın tanı kriterlerinde, “yalnızlığı sevmek”, “sosyalleşmemek” gibi maddeler yer almaktadır. Yeni kuşakların ailesi, çocuklarını aktiviteden aktiviteye koşturmaktadır sürekli. Yalnız ve sessizse çocukları, korku hissetmektedirler. Grup çalışmaları en ideal çalışma olarak görülmekte, çok sayıda eğitim çalışmasına grup çalışmaları yerleştirilmektedir. En son katıldığım bir eğitimde, bir oyun oynanırken, yanıt vermeyen birisinin açıkça “utangaç” diyerek tanımlandığına şahit oldum. Bütün bu yaklaşımlar, sosyalliğin ideal baskın kültür olarak kabul edilmesnden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle Susan Cain’in kitabı bence oldukça önemli. Çünkü bu tarz eylemlere katılmak istemediğinizde, ya da çoğu zaman evinizde birşeyler yapmayı seviyorsanız, psikolojik baskıya maruz kalıyorsunuz. Ya üzerinize “utangaç”, “yabani” , “asosyal” gibi etiketler yapıştırılıyor, ya da sıkıcı, itici gözüküyorsunuz. Ama böyle gözükmenizin sebebi öyle olmanız değil, özelliklerin bu şekilde eşleştirildiği yaygın bir inanç olmasındandır.

Oysa ideal ve doğruymuş gibi gözüken “sosyal yaşam”a baktığımızda, içinde son derece yapay unsurlar olduğunu görüyoruz. Nasıl ki geçtiğimiz 20 yıl “imaj toplumu” nedeniyle, sürekli “miş” “muş” şeklinde yaşadık, aynı şekilde sosyal gözükmeye çalışmakta benzer bir yapaylığı içinde barındırıyor. Bunlar kişinin kendini ifade etmesini kısıtlayan, dürüstlüğünü yok eden, kendisi gibi olmadığı için yaratıcılığını öldüren zorlamalardır. İnsanlar sürekli dışadönük ve sosyal olduklarını kanıtlamaya uğraşırken, aslında kendileri olamıyorlar ve gerçeklerden uzaklaşıyorlar. O zaman işte, özellikle internette şişirilmiş hesaplar görüyoruz. Sonuçta herkes, toplumsal yaşam neyi kabul etme eğilimindeyse, kendini ona uyumlandırmaya çalışıyor, ancak sonucunda bir sürü sahte kimlik ve mutsuz insan ortalıkta kalıyor. Dolayısıyla şahsi düşüncem, insanları tercihlerinden dolayı etiketlememek ve genelleştirmemektir. Çünkü bu yaşamda herkes hangi koşulda en iyi olabiliyorsa, onun için çabalamaktadır. İçedönüklük, o kişinin konuşulmayacak veya eğlenceli olmayan biri olduğunu anlamına da gelmez.

Zeynep Bilgehan içedönüklük trend olursa değişecek şeyleri şöyle tanımlıyor: “Bir partiye gitmek yerine evde kitap okumayı tercih eden insanlara artık “Zavallı, asosyal galiba” diye bakılmayacak. Tam tersi, kitabı insana tercih etmek havalı bir hareket olarak görülecek. Kafe veya barlarda tek başına yemek yiyenleri, sinemada yalnız oturanları daha sık göreceğiz. Toplum onları kabullenecek. “Hiç arkadaşı yok herhalde” diye acıyan gözlerle bakmayacak.” Ve bu algı değişimi gerçekleşirse, kendisiyle başbaşa kalmayı seven insanların üzerinden de büyük bir baskı kalkmış olacak.

23 Şubat 2012 Perşembe

Adobe Photoshop Gündüz Kremi


Dove Doğal Güzellik kampanyasını hatırlayanınız varsa, onun için çekilen videoları anımsıyorsunuzdur. Güzellik dergilerinde, reklamlarda gördüğümüz kusursuz kadınların aslında kusursuz olmadığı, photoshopla yapılmış birçok çalışma sonucunda o görüntülerin oluştuğu ortaya konuyordu. Hatta sonuçta ortaya çıkan kadın, gerçeğinden oldukça farklı bile gözüküyordu. Yani aslında sanal bir kadın görüntüsü ile pazarlanıyor birçok ürün. Pinterest'te gezinirken denk geldiğim bu afiş de aynı şekilde yaşlılığı yok edenin kremler değil photoshop teknikleri olduğunu anlatıyor. (Kaynak: http://monk3y.tumblr.com/archive)
Web Statistics